oldu bunlar.

" geçen akşam geldin ya buz devri' nden.. hemen dinlemek istedim seni. oturdun, az anlattın ve daha anlatıyorken sağ ayağının baş parmağına yapışmış karpuz çekirdeğiyle karşılaştım-sonradan itiraf edicektim- bi saniye sürdü ama sorular.. koridordan salona yürüme mesafesinde yapışmıştı muhtemelen.. bi kaç günlük olsa gerek, bi yanı az kurumuş beyazlamıştı.. fark etmediğinin farkındaydım, ama acaba fark edicek miydin ki. ne zaman nasıl düşücekti o ordan.. sonra düşünmeyi bırakıp sana odaklandım.. sen kaldığın odaya gittin ardından. bugün o odayı süpürürken rastladım karpuz çekirdeğine. eminim oydu..

bıraktım işi oturdum yanına.. az konuştuk. sırtını sıvazladım, gülümsedi bana. biliyo musun, kasıtlı yapışmış ayağına. hep durduğu yerden sıkılmış, az gezmek istemiş. sinemaya da gelmiş senle. ayakkabının içindeymiş meğer.. ama eve döndüğünde, sen pijamanı giyerken o da bi yere çarpıp düşüvermiş oracığa. .aslında senle izmire de gelmek istiyomuş.. gitseydin keşke yoldaş olurdun ona dedim.. derken annem geldi. napıyosun,daha bitirmedin mi süpürmeyi dedi.. niye oyalanıyosun dedi.. anne karpuz çekirdeği oyaladı dedim. kızdım ona işimi yapmamı engelledi. bi de napmıştı biliyo musun. bana hiç sormadı sen napıyosun diye, o minik karpuz çekirdeği bile sırf kendini annattı.. düşününce iyce sinirlendim. elektirik süpürgesine yutturdum onu. gitti.
"

-yağmurum'dan.

individualistic crashing bores

eskiden toplu taşıma araçlarına binip binip semt yardırıyordum. ver elini incirli, keçiören, incek. ver elini sincan. ver elini ivedik. evet, ankara'dan bildiriyorum. sonra bana bir aydınlanma geldi. hızlı yürümeyle öfkenin ters orantılı olduğunu düşünmeye başladım. işte bu yüzden vazgeçtim toplu taşıma araçlarından. bazen bahçeli'den kızılay'a, bazen cebeci'den kızılay'a, bazen kampüsün içinde yuvarlak çizerek yürüdüm. sinir stres bi' şey kalmıyordu valla, öyle gibiydi. fekat unuttuğum bi' nokta vardı. bi' yazarımızın da dediği gibi: "kendi manzarası kendine hüzün". salak kafam, hızlı yürüdükçe öfkenin azaldığını düşünedursun; zavallı yüreciğim de öfkesi oranında hızlı yüründüğünün farkında yorgun düşüyordu. eğer kafam salak olmasaydı, tüm bunlara hiç gerek kalmayacaktı. neyse efendim, küçük aptallıklar silsilesine bilinçli dahil olmanın sonucu eldeki sıfırla kalanlara hoşçakal demek varmış.

ucuz edebiyat cümleleriyle durumu özetledim, sevdin mi?